Adana

adanaAkdeniz bölgesine hemen her yaz gitmeme rağmen, tatil beldeleri dışında pek gezmemiştim. Bölgenin yaz turizmine katkı sağlayan Antalya, Alanya gibi tatil yerleri dışında sadece uçağın penceresinden kuşbakışı bakarken gördüğüm kadarını biliyordum.

Bu sebeple Akdeniz’i daha fazla tanımaya, buna ilk olarak da Adana’yla başlamaya karar verdik. Adana’yla tanışmamız 2008’in son günlerinde küçük bir haftasonu kaçamağı sayesinde oldu.

Her gittiğim yeri, gitmeden önce araştırma alışkanlığım sayesinde, hem zamanımı çok iyi kullandığıma hem de programımı çok iyi yaptığıma inandığımdan, bu gezi de benim için böyle oldu. Bu araştırmalar sırasında daha gitmeden Adana’nın birçok “en”leri barındırdığını biliyordum. En büyük cami, en eski köprü, en büyük nehir, en güzel tatlı, en güzel kebap, en güzel şalgam…

Önce küçük bir tarih bilgisinin her zaman hoş olduğunu düşünerek; Adana’nın, Yunanlılardan kaçan Truvalı Prens Clisis’in, Klikya adı ile Adana’yı kurduğu bilgisini vereyim. Tarih boyunca;  Hititlerden Lidyalılara, Likyalılardan Asurlulara, Romalılardan Emevilere, Abbasilere, Selçuklulara ve Osmanlılara kadar onlarca uygarlıkta adına rastlanmaktadır Adana’nın. 

İstabul – Adana arası yaklaşık 1 saat sürüyor. Adana Şakirpaşa Havaalanı’na indiğimizde saat sabah 9.15’ti. Uçaktan indiğimizde Aralık ayı olmasına rağmen bizi güneşli bir hava karşıladı. Hatta İstanbul havasına göre yanımızda bulunan kabanların daha o saatte bile fazla gelmeye başladığını hissettik. Havaalanında ilk aradığımız şey, herzaman ki gibi alışkanlık üzere şehir haritası oldu. Fakat görevli harita kalmadığını ,şehirdeki müzelerden alabileceğimizi söyleyince bunu aklımızın bir köşesine yazdık.

Havaalanı neredeyse şehrin merkezinde. Böyle şehirleri ben çok seviyorum. Şehre varmak için kilometrelerce yol gitmiyorsunuz. Adana’da da Çarşı diye bahsedilen Şehir Merkezine -ki Adana’nın merkezi Seyhan İlçesidir- sadece 3 km. . İsterseniz Havaalanı içinden taksiye binerek, (yalnız Havaalanı tarifesi geçerli oluyor bu durumda bunu unutmamak gerekir) isterseniz hemen havaalanı dışına kolaylıkla çıkıp normal tarife geçerli olan bir taksiye yada hemen duraklarını görebileceğiniz  şehiriçi minübüs veya otobüse binerek rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

Her zaman toplu taşıma araçlarının böyle şehirlerde küçük bir şehir turu yapan araç görevi gördüğünü düşündüğümüzden, minübüse binerek turumuza başladık. Merkez dedik ama yerli olmadığımızı anlayan şöförün bize şehri tanıtma çabaları içinde yine onun tavsiyesiyle Seyhan’ın kıyısındaki çok geniş bir alana yayılmış peyzajlarıyla dikkat çeken parkın önünde indik. Sabancı Merkez Camii, Seyhan Nehri ve başta Taş Köprü olmak üzere nehrin üzerindeki köprülerle etrafı süslenen park, gerçekten Avrupa kentlerini aratmayacak kadar güzel ve büyük. Adana’ya yolunuz düştüğünde bu parkı gezmenizi, Seyhan’ın kıyısında çay içmenizi özellikle tavsiye ederim. Kıyıda camiye yakın, Emirgan Çay Bahçesi’ni görmek ise, İstanbul’un ününün, hatta belki de hayranlığının ve her yerde ona bir çağrışım yapma çabasının öne çıkmış olduğunu bir kez daha gösteriyor bana.

Seyhan Nehri, coğrafya derslerinden de hatırlanacağı gibi Türkiye’nin Akdeniz’e dökülen en büyük nehri. Adana’yı ortadan ikiye bölen ve içinden su geçen her şehir gibi, o şehri verimli kılan nehir burası. Nehrin kıyısından bakılırken, Seyhan Nehri’nin Sabancı Merkez Camii tarafında kalan kısmına Seyhan İlçesi, karşı kıyısına da Yüreğir adı verilmiş.

Sabancı Merkez Camii; araştırmalarıma göre Türkiye’nin en büyük Camii ünvanını almış. Daha önce Ortadoğu’nun da en büyük Camii iken şuan 4. en büyük camii konumunda. Yaklaşık 10 yıllık bir geçmişi olan cami içinde aynı anda 20.000 kişi namaz kılabiliyormuş. Dış görünüş olarak Osmanlı Mimarisi’nin bir devamı olduğunu kolayca anlayabiliyorsunuz, içi de gerçekten çok güzel ve ihtişamlı. Anlaşılan Sabancı Ailesi, gerçekten adına yakışır bir cami yapmış demekten kendinizi alamıyorsunuz. Fakat işte orada bir virgül koymakta fayda var ki, adında Sabancı olsa da caminin %50’si Sabancı Ailesi tarafından, %50’si ise halk tarafından yapılan bağışlarla yapılmış. Ayrıca camide birçok detay gizli. Örneğin, Allah’ın 99 ismine karşılık 99 m. olması; 32 m.’çaplı kubbenin 32 farza, 40 pencerenin 40 vakit namaza karşılık gelmesi gibi. Ana giriş kapısının sağ tarafındaki duvarda caminin her köşesinin numaralandırıldığı bir kroki var. Hemen üstünde de bu numaraların yani köşelerin Kur’an ayetlerindeki anlamları yazılmış, açıkçası bu detay çok hoşuma gitti. Ayrıca abdest alma yerleri çok detaylı düşünülerek yapılmış. Ama biz burada bulunduğumuz sırada bulunan işletme kaynaklı olan birşey olsa gerek, bu ihtişama göre biraz daha temiz olabilirdi düşüncesi oluşturdu bende.  Şayet arabanızla Adana’ya geldiyseniz ve Sabancı Merkez Camii’ne gitmek isterseniz hiç tereddüt etmeyin çünkü cami altında, aynı zamanda bir camii için büyük sayılabilecek bir otopark var. Sadece cami değil, şehrin birçok yerinde Sabancı adı ile karşılaşacaksınız. Sabancı Merkez Camii’nin hemen yan tarafında Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi’ni görebilirisiniz örneğin.

Roma Döneminde, M.S.384 yılında yapılmış olan Taş Köprü, dünyada hala kullanılan en eski köprü ünvanını elinde bulunduruyor. Öğle üzeri nehre vuran yansımasıyla, geceleri etraf aydınlatmaları ve ışıklandırmalarıyla, Taş Köprü ve bu bölge çok güzel bir fotoğraf oluşturuyor. Konaklama için seçilebilecek en iyilerin başında gelen Adana HiltonSA Oteli de, Sabancı Merkez Camii ve Taş Köprü arasında, tam bu fotoğrafın karşı kıyısını oluşturuyor. Adana’nın en büyüleyici fotoğrafı bu işte.

Taş Köprü için birkaç detay daha vermek gerekirse, köprünün orjinalinin 21 gözlü olduğu biliniyor fakat Seyhan Nehri’nin ıslah edilme çalışmaları sırasında maalesef 7 gözü toprak altında kalmış. 2007’de restorasyonu bitirilmiş fakat orjinaline birebir sadık kalınmamış ve bu restorasyon sonrasında da köprü sadece yaya kullanımına açılmış.

Taş Köprü’den çıkınca, caddenin hemen karşısında eski Adana evlerini ve konaklarını restore edilmiş olarak görebilmek mümkün. Yaklaşık 3 dk. süren yürüyüşle, Atatürk‘ün Adana’da kaldığı ve şuan müze olarak kullanılan eve geldik. Müzeyi gezmeden önce havaalanında aldığımız bilgi üzerine ilk işimiz harita sormak oldu ki görevliler bize hazırlayacaklarını o sırada bizim müzeyi gezebileceğimizi söylediler. Müze ücretsiz gezilebiliyor. Eski Osmanlı Evleri’nde de olduğu üzere, Atatürk fotoğraflarıyla süslenmiş büyük bir avluya açılıyor. Tahta merdivenlerle çıkılan üst katta her odanın adı ve konumu yazılmış. Merdivenlerin bitiminde büyük bir geniş hol ve etrafında odalar var. Atatürk’ün Yatak Odası, Basın Odası, Hatay Odası, v.s.  Tüm eşyalar eski halleriyle muhafaza edilmiş. Bizim gittiğimiz günden dolayı olsa gerek, bir müzeyi ilk defa bu kadar rahat gezdim. Eşyaların o eski kokan kokusunu ilk defa bu kadar kolay hissedebildim diyebilirim. Çıkışta haritalarımızla birlikte Adana’yla ilgili bizim için hazırlanmış birsürü broşürü aldık.    

Adana, birçok medeniyete ev sahipliği yapmasından dolayı, bu medeniyetlere ait birçok esere de ev sahipliği yapıyor. Kısa vaktimizde, hiçbir şeyi kaçırmamak ve görebildiğimiz en fazla sayıda eseri görmek istiyoruz. İlk olarak Büyük Çarşı denilen yerdeki Yağ Camii ya da Eski Cami diye anılan camiye gittik. Adana’daki birçok irili ufaklı cami gibi burası da Ramazanoğulları tarafından ve 1500’lü yıllarda yapılmış. Yalnız bu caminin özelliği daha önce kilise olup, sonradan camiye çevrilmesi. Yağ Camii’nin hemen arkasında Hasan Ağa Camisi’ni gördük, bu caminin özelliği ise, Evliya Çelebi’nin bir yazıtının Caminin güney duvarında olmasıdır. Ayrıca giriş kapısındaki süslemeler de oldukça hoştu. Ve ardından Bebekli Kilise… Aslında Kilisenin adı Saint Paul olmasına rağmen, tepesindeki 2.5 m.’lik Meryem Ana heykelinin halk tarafından bebeğe benzetilmesinden dolayı Bebekli Kilise olarak biliniyor. Ayrıca kilise, hem Katolik hem de Protestanlar tarafından da kullanılmaktaymış. Burada dikkatimi çeken ilginç bir nokta ise; maalesef kilisenin önünden geçen caddede ki görünümünün, önünde otopark olarak kullanılan alandan dolayı neredeyse tamamen kapanmış olması oldu.  

Bir sonraki durağımız Ulu Cami oldu. Ulu Camii’nin en çok göze çarpan özelliği çinileriydi. Yine Ulu Camii Mahallesi’nde 32 m. yükseklikteki Büyük Saat Kulesi var ki burası da Adana da görülmesi gereken yerlerden biri.

Adana Girne Köprüsü yanındaki Arkeoloji Müzesi; Lahitler, Urartulular’a ait eşyalar ve eski heykeller görebileceğiniz zengin bir müze. Biz gezemedik ama aynı şekilde şehir merkezindeki Kuruköprü’de bulunan Etnografya Müzesi de gezilebilir.  

Bu kadar gezdikten sonra saat öğleyi bayağı geçmişti ki gerçekten acıktığımızı hisettik. Ününü Adana’ya gelmeden önce çok duyduğumuz Kepapçı Mesut’un yolunu tutma vaktimiz gelmişti artık. Adanalı bir arkadaşımızdan Hacı Bayram’da, Sürmeli Otelin arka taraflarında diye tarif almış olsak da buna hiç gerek olmadığını daha ilk sorduğumuz yerde anladık. Sora sora Bağdat bulunur derler ya, Adana’da bu cümle sora sora çok rahat Kebapçı Mesut bulunur halini almıştır emin olun. Hiç öyle adrese falan gerek yok. Kebapçı Mesut deyin yeter.

Kebapçı Mesut’u bulunca yer konusunda biraz hayal kırıklığı yaşamadık değil. Çok sıradan, salaş, hatta normalde kendi adıma yemeyi pek düşünmeyeceğim bir yer diyebilirim. Temizlik ve hijyen konusunda en azından görüntü olarak hayal kırıklığı oluşturabilir. Tabii ki lüks bir mekan arar bir bakışla söylemiyorum bunu ama Gaziantep gezimiz sırasında yediğimiz Halil Usta, Kayseri gezimiz sırasında yediğimiz Şakir Usta v.s. gibi pek çok Anadolu şehrinde, birçok kebap ustasıyla karşılaştırarak bu yorumu yapıyorum. İçeri girdiğimizde duvardaki ünlü fotoğrafları dikkatimizi çekiyor ilk olarak. İlk girilen alanda alkol ve erkek grupları olduğu için olsa gerek bizi aile salonuna alıyorlar. Normalde bu tarz Anadolu kebap ustalarında daha önce alkol verildiğini görmediğim için bu da biraz ilginç geldi açıkçası. Zaten gördüğüm hemen her kebapçı da alkol vardı Adana’da. Kebapçı Mesut ismini şuan devam ettiren oğlu Sami Bey, misafirleriyle kendisi tek tek ilgileniyor. Ne arzu ettiklerini soruyor, kendi tavsiyelerini söylüyor. Tabii tek bir porsiyon yada bir çeşitle kalkmak zor olduğundan bu tavsiyelerde çok yarar var. Siparişlerimizi Sami Bey kendisi aldı, tercihimiz tabii ki Adana Kebap. Masamıza hemen pideler, mevsime göre dilimlenmiş turp, büyük bir porsiyon salata ve kebap yanında olmazsa olmazlardan kıyılmış soğan ve maydonoz geldi. İçecek olarak benim tercihim Adana’nın en meşhurlarından şalgam oldu. Daha önce birkaç kez tadına bakmama ve çok hoşlanmama rağmen yine de asıl yerinde, Adana’da şalgam içmem gerekiyordu şalgam hakkındaki gerçek fikrimin oluşması için. Buraya gelmeden öncede çarşıdaki pek çok kebapçıda, lokantada şalgam içen bir sürü insan görmüştüm, hatta simit bile yeseler yanında şalgam içiyordu Adanalılar. Şalgam çok faydalı bir içecek aslına bakarsanız, onlarca hastalığa ve rahatsızlığa iyi geldiği saptanmış ama damak tadına göre beğenilme ihtimali değişiyor çünkü öyle bilindik, benzer bir tadı yok. Ekşitilmiş hamur tadı çok yoğun. Adana’da kesinlikle denemek gerekiyor şalgamı. Hem acılısı, hem acısızı mevcut. Burada bir parantez açarak belirtmek isterim ki, Adana’da şalgamın asıl adresi, bizim yolumuz düşmese de, Gazi Paşa Bulvarı’ndaki Kazım Büfe’ymiş. Şalgamlarının tadını kimse unutamıyor, Kazım Büfe’nin. Biz şalgamlarımızı yudumlayıp, salatalarımızın tadına bakarken, kebaplarımızda geldi; yerken inanılmaz bir zevk aldığınız Adana kebabın bir porsiyonunun yetmesi gibi bişey asla düşünmeyin. Adananızı 1.5 söyleyebileceğiniz gibi, Adana’nın meşhur metrelik kebabı, ciğer sevenlere tavsiye edeceğim Cartlak Kebabı, ayrıca Kebapçı Mesut’un kendine has usulü ile pişirdiği Mesut ‘a özgü Tavuk Kebabı ile de devam edebilirsiniz. Ayrıca tavuk şişin de ilk mucidi Sami Bey’e göre babası Mesut Usta’ymış. Bunu da ayrıca belirtmekte fayda görüyorum. Tabii bu tadlara bakarken kendinizi kaybedip mide spazmı geçirmemek için, hem Sami Usta’ya danışmanızı hem de kendi damak tadınıza göre önceden seçim yapmanızı önerebilirim. 

Fiyat merak edenler için ise, fiyatlar ortalama seviyede diyebilirim. Ama porsiyonları öyle çok büyük beklemeyin. Örneğin 1 porsiyon Adana Kebap 7.5 TL.

Çok kolaylıkla bulunabilmesine karşın yine de merak edenler için Kebapçı Mesut’un açık adresi:

Kurtuluş mah. Ramazanoğlu Cad.  Cem Apartmanı altı Seyhan/Adana dır.        

Tadı damağında kalanlara bir dipnot olarak, İstanbul da Etiler’de de bir şube açmış Mesut, bilginize.

Mesuttan ellerinize sağlık deyip ayrılırken, kebaptan sonra tatlımızı yeme zamanı geldi diye düşündük ve Tatlıcı Gönül Kardeşler’in yolunu tuttuk şehirde gezerken de biraz dikkatli olursanız görebileceğiniz Tatlıcı Gönül Kardeşler’in birçok şubesi var. Ayrıca Gönül Kardeşlerden başka Adana’da her adım başı tatlıcı ve etrafında ayak üstü, tepsilerde sıra sıra dizilmiş birbirinden güzel tatlılardan yiyen birçok insan görebilirsiniz. Biz Çakmak Caddesi’ndeki Tatlıcı Gönül Kardeşlere gittik ki hangi tatlıyı yiyeceğimize karar veremeden, birkaç çeşit yemişiz bile. Cevizli Karakuş’u özellikle tavsiye ederim, mükemmel birşey. Ayrıca Klasik Fıstıklı Sütlü Halka Tatlı, Cevizli Taş Kadayıf, Kaymaklı Tatlı, Fıstıklı ve Cevizli Baklava gibi birçok tatlı çeşidini bulabilirsiniz. Fiyatlar ortalama tane olarak; 75 Kuruş – 1 TL civarı; kilo fiyatları da 12 – 15 TL arası.

Bir de Bici Bicisi vardır Adana’nın, sıcak yaz günlerinin ferahlatıcısı bu tat, Adana’da Bici olarakta bilinir. Su ve nişasta ile pişirilen bici, soğutulur ve küçük parçalara ayrılarak bir kaba konur, üzerine bolca bu ve en üstüne de şerbeti koyulur. Bu ilginç tadı yerinde yemek için, 1980’den beri bu işi ilk olarak yapan kişi olan, Abuzer Usta’nın yerini tavsiye ederim. 

Adana’da son olarak biraz alışveriş yapayım derseniz çarşı içinde birçok yer var. Özellikle kuyumcu çok var ve hepsinin vitrininde en önde ve ilk rafta 22 ayar altınlar, bilezikler, Adana burmaları… Diğer düşük ayarlar alt raflarda pek görünmez şekilde. Ayrıca Adana’ya özgü bişeyler alayım derseniz, Karatepe Kilimleri’nden alabilirsiniz.

Modern şehir yaşantısını görmek için ise, Ziya Paşa Bulvarı ideal. Ziya Paşa bulvarı, Tren Gar’ına kadar devam ediyor. İstanbul Bağdat Caddesi’ni andıran bir cadde burası. Sağlı sollu alışık olduğumuz büyük markalar, restaurantlar, barlar hatta sanırım USA Adana İncirlik üssünün bu şehirde olmasıyla ilgili olduğunu düşündüğüm gece klüpleri bile var.  

Ayrıca ben kebabımı lüks yerlerde yemek istiyorum derseniz de, Yüzevler’i ve  Fatih Terim’in favorisi olan Kebap 52’yi tavsiye edebilirim. Bunun dışında gece çıkmak isteyenlere, Park Zirve de yemeyi tavsiye edebilirim, ayrıca Hilton’da sushi de olduğunu öğrendim.

Adana’da konaklama için en güzel yerlerden biri HiltonSA Oteli. Otel konumuyla da şehrin en güzel yerinde sayılabilir. Bunu dışında Seyhan Otel (restaurantı özellikle Humus’u çok ünlüdür), Dedeman, Sürmeli Otel hem şehir merkezinde, hem de kalınabilecek güzel oteller olarak sayılabilirler.

Adana halkı, yakın Anadolu illerine göre farklı bir kültüre sahip, düşüncesine vardım. Diğer şehirlere göre açık  bir halka sahip, bunu mağazalardan, vitrinlerinden, hatta insanların konuşmalarında kullandıkları kelimelerden dahi anlamak mümkün.   

Ayrıca Adana’nın kışın, gündüz havasına aldanmayın derim; çünkü akşam olduğunda hissedilir derecede soğuyor hava.

Adana’nın merkezi dışında ilçelerinde ve Toroslar’da gezilecek o kadar çok yer var ki ama biz bu gezimizde zaman kısıtımızdan dolayı fırsat bulamadık merkez dışına çıkmaya. Zamanı daha çok olup, her ilçesinde birçok uygarlığın izlerine rastlanan Adana’yı tam olarak gezmek isteyenlere birkaç tavsiye verebilirim. Aladağ İlçesinde Kale ve Kiliseleri; Ceyhan’da meşhur Yılankale’yi, Ulucami’yi, Dumlu Kalesi’ni; İmamoğlu’nda yeraltı şehri’ni; Karaisalı’da Yer Köprü Mağrası’nı, Milvan Kalesi’ni; Kozan’da, Kozan ve Bucak Kalelerini; M.Ö. 9.yy da Asurlular tarafından yapılmış olan Anavarza Kalesi ve çevresindeki kalıntıları; Karataş’ta Yanık Kilise’yi, Romalılardan kalma Amfi Tiyatro’yu; Tufanbeyli’de, Hititler’in merkezi olan Şar Harabelerini, Romalıların Amfi Tiyatrosu’nu, Bizanslılar’ın kilise kalıntılarını, Hititler’in Kaya Kabartmalarını; Yüreğir’de ilk ve ortaçağ medeniyetlerini ve birçok eser kalıntılarını görebileceğiniz Misis’i görebilirsiniz. Ayrıca Toroslar ve çevresindeki, insanı büyüleyen doğasını görmek; hem yaz, hem de kış büyüleyici olsa gerek.

Share this nice post:
© www.gezihane.com Tüm Haklar Saklıdır

9 Responses to “Adana”

  1. qicky Says:

    Bir Adanalı olarak Adana’yı çok güzel anlattığınızı söyleyebilirim. Yazı sahibinin eline sağlık. Adana’nın herşeyi çok güzel anlatılmış. Tek ekleyebileceğim ilçeleri de gezmenizi tavsiye edebileceğimdir ki, Adanamızın heryeri çok güzel ve görülmeye değerdir.

  2. butcherbill Says:

    adanayı çok güzel anlatmışsınız teşekkürler.
    adanaya gelecekler için tavsiyem eğer zamanınız uygun ise adananın ilçelerini gezmelerini tavsiye ederim.
    tarihi yapıların ve doğal güzelliklerin çoğu ilçelerdedir.ayrıca çukurova kültürünün orjinal halide ilçelerdedir.

  3. admin Says:

    Mesajınız ve iyi dilekleriniz için çok teşekkürler. Bir Adanalıdan bunları okumak çok hoş. İlerleyen günlerde, Adana ilçelerini de gezihane’de yer vereceğiz.

  4. funda Says:

    işte Adanamız…

  5. Durmuş Genç Says:

    ADANAMUZ Türkiyenin en büyök ve güzel moderen şehirlerinden birinin başında gelmektedir ve bence en güzel dünyanın şehiridir ayrıcana turizim merkezi olmak ve Antalyayı geçmekte potansiyeli vardır inşallah ileride yatırımlarılarla ADANAMIZA turis yağaçaktır senede 8 milyon turis çekme botansiyeli mevcuttur belkide en çok turis çekebilecek yerdir.bence Türkiyenin en moderen yeridir bana kalırsa.Herkez ADANAMUZDA yaşama şansına sahip olsun inanın bulundukları şehirleri terketip ADANAMUZA yerleşmek isterler.Şahana gbir yerdir gelin gorün hayran kalmamak elde diğil ADANALI olduğumdan demiyorum ama Türkiyenin 3 milyon nüfoslu 3.büyük şehri en güzel şehiri ADANAMUZDAN selamlar herkeze.

  6. H.Gürol Altınkaya Says:

    Maalesef söylediklerinizin bir çoğuna katılamayacağımı üzülerek belirtmek isterim.Adana’yı yaklaşık bir sene evvel gezmiş birisi olarak çok ciddi sorunları ve eksiklikleri olan düzensiz bir kent gözlemledim.Özellikle caddelerin ve sokakların,tarihi eserlerin temizliği.bakımı ve korunması açısından önemli sıkıntıları var.İstanbul’dan gelen ben ve arkadaşlarım için çok da doyurucu bir gezi olmadı maalesef.

  7. Yusuf Önder Says:

    Çok yazık böyle güzel bir şehirde yaşayanların bu şehri temiz tutmamaları…

  8. buse Says:

    adanayı çok güzel anlatmışsınızda adanada yaşasaydınız çok iyi olurdu.Çünkü, bende bir adana vatandaşıyım

  9. ihsan Says:

    bende arkadaşlara katlıyorum.yudum yudum anlatılmış

Leave a Reply