Floransa

Floransa Çok ağır bir şehir, çok ağır bir kelime… İnsanı darmadağın eder burası! Floransa’yı düşündükçe hem “neydi ya” dercesine başımı iki yana sallıyorum hem de içim daralıyor. 

Bu öyle bir şehir ki, Rönesans‘ı sadece lise kitaplarından şöyle böyle hatırlayanlara bile sağlam ders verir. İçi dışı sanat eseriyle dolup taşan (ama ne eserler) Floransa’ya, tam da bu sebeple gidilir zaten.Başka bir amacınız varsa, unutun gitsin. Ben merakımdan gittim. Ne oldu derseniz gezmeye değer, yine giderim derim –o derece yani…

Şehrin tarihi merkezi zaten araba trafiğine kapalı, dolayısıyla arnavut kaldırımı sokaklarda dolaşıp, güzeller güzeli meydanlarda rahatlıkla aptala dönebilir avare avare sallanabilirsiniz; sizi ezebilecek bir araba yoktur nasıl olsa. Araba yok bu masal gibi meydanlarda ama sürü sürü turist var.

Buram buram tarih kokusu bana göre biraz ağır olsa da, dünyanın gezilecek en güzel şehirlerinden biri olduğunu kabul edebilirim. O yüzden çok fazla daraltmadan gördüklerimi bildiklerimi yazmaya çalışacağım… Lakin elden ne gelir şehir baştan aşağı tarih illa ki daraltacağım az da olsa…

Floransa, bir zamanlar İtalya’ya başkentlik yapmış, şimdi de Toskana bölgesinin başkenti. Bu kadar “eser”, pardon “şaheser” yoğunluğunu en çok Medici ailesine borçlu. Mediciler şehir içindeki yazılardan okuduğum kadarıyla Floransa’da iki yüzyıl yaşamış ve sanata gereğinden fazla düşkün olan bir aileymiş…süslü mekânlar yaptırıp, bunları eşsiz sanat eserleriyle donatmışlar. Mediciler Floransa’da iki yüzyıl hüküm sürmüşler; gösterişi seven ve sanatçıları etrafında toplayan zengin ve cömert Floransalılar olarak da, kendilerine olabildiğince. Sonuçta da, Orta Çağ’ın son dönemlerinden kalma muhteşem bir atmosfere sahip, Rönesans’ın anavatanı, Avrupa’nın kültürel ve politik gelişimine önemli katkıları olmuş, İtalya’nın en güzel şehirlerinden biri ortaya çıkmış işte. Prag aşığı olmasam en güzeli derdim ama neyse…

Floransa da metro yok. Hatta belediye otobüsleri de belli yerlere götürüyor. Yani meydandan meydana koştururken size yardımcı olabilecek tek şey spor ayakkabılarınız olduğunu unutmayın. Bu şehirde her an her şey olabilir aman siz siz olun hazırlıklı gelin… Neden bu kadar sütten ağzı yanmış, yoğurdu üfleyerek yeme eğiliminde olduğumu biraz sonra anlayacaksınız…

Asla rehberin arkasından  sürekli koşturan biri olamam ben. Atalar dese de sürüden ayrılanı kurt kapar diye ne kurt kaptı, ne kuzu kayboldu… gerçi evet kaybolmuş da olabilirim ama elin memleketinde kaybolmanın tadı bir başka oluyor canım :)

Ben Floransa’ya baharda gitmiştim… Hava soğuk değildi ama Katedral Meydanı’nda şöyle bir durup, ensemi gıdıklayan saçlarım eşliğinde, uzunca bir süre rüzgârlı meydanı izleyince içim titredi. Hakikaten değdi. Eğer meydanı kesmeye doyamadıysanız, hemen bir sokak ressamına bırakın kendinizi. Sizi minik taburesine oturtsun, geçip karşınıza, şovalesine sizi kazısın. Hey gidi hey :)…  Üşüdüm şimdi. ..Çok fazla anlatacak halim yok öyle ama bu katedralin dünyanın en büyük dördüncü katedrali olduğunu bilin. Katedralin tam adı, Santa Maria del Fiore; yani Çiçeklerin Meryem Anası ve 150 yılda tamamlanmış… Bu kadar bilgi yeter diyeceğim ama kubbeyi görün, bittiğinizin resmidir o an. 400 bilmem kaç adet basamaktan oluşan dap dar, alçak tavanlı merdivenle kubbeye tırmanarak, daha yakından görebilirsiniz. Kazınarak oluşturulmuş bu yolda, itiraf ediyorum az kalsın fenalık geçiriyordum. Kısa boylular şanslı tabi… Uzun boylulara Allah kolaylık versin. Bir de sakın aşağı bakmayın hele ki benim gibi yükseklik korkunuz varsa yanınızdakinin elini sıkı sıkı tutun….

Floransa’nın en eski binası olduğu söylenen Battisteria di San Giovanni, yani Vaftizhane de Katedral Meydanı’ndadır; Duomo’dan çıkıp buraya gelebilirsiniz. Geometrik şekilli mermerler ve tuhaf bir görüntü.    

İç içe denebilecek mekânlar. Floransa’yı gezerken yorulmanın en büyük sebeplerinden biri de bu sanırım. Hem herşey aynı yerde, hem de birbirleriyle bağlantılı oldukları için, gezintinizi bitiremediğinizi zannediyorsunuz. O yüzden işe bir meydandan başlayıp, kafanızda bir kroki oluşturup, sonra binalara dalmakta yarar var derim. Şimdi Piazza della Signoria’dayız. Meydan heykellerle dolu, adeta bir açıkhava müzesi. Özel bir etkinlik var sanırsınız ama bu heykeller hep burada ve öyle yenilir yutulur cinsten heykeller de değil bunlar.

Aslında Floransa’nın simgesi katedral meydanlar falan değil bence… Ponte Vecchio yani eski köprü. Hani şu üzerinde renkli sıvalı evler olan ve hatta üzerinde kendi için bir kasaba var denebilecek köprü. Bu üzeri kapalı köprünün gerçekten de eşi benzeri yok ve Arno Nehri’ne acayip yakışıyor. Gariptir, zariftir, coşkuludur. Köprünün üzerindeki yolun her iki tarafında da kuyumcu dükkanları var. Fiyatlara falan bakma gafletinde sakın bulunmayın bizim Kapalıçarşı’nın suyumu çıktı… Köprüyle ilgili belki de en ilginç detay, hemen üzerindeki koridordur. Bu koridor, gizli geçit misali Uffizi Müzesi’yle Pitti Sarayı’nı birbirine bağlar. Bir anda üç mekân görmüş olmak sarsıcı bir deneyimdir söyleyeyim. Koridoru gezmek için randevu almanız gerekir bu arada; öyle “haydi hoppa” deyip içeri dalamıyorsunuz.

Şimdi köprüden Uffizi’ye geçtik. Burası dünyanın en büyük ve güzel müzelerinden biri(imiş) Floransa’ya gidip burayı gezmediyseniz, yazık olmuş derim ve evet ben müzeyi gezmedim ama yazık olmuş demiyorum :) Müzeyi gezmek için önceden randevu almanız gerekiyor, sakın unutmayın, kapısında kalakalırsınız, üzülürüm.

Ben arnavut kaldırımlarının eski Florentin yaşamını ve evlerini merak edenlerden arada yürürken o evleri hayatları izlemeyi sevenlerdenim…

Dağıldım fena. Biraz sükunet derken Floransa’ı bir yağmur basar, benim papuclarım ıslanır…Daracık sokaklarda sığınacak bir yer ararken bir bakarım sağıma “Turk Kebap” yazısı. Gerçekten Türk’ün Türk’ten başka dostu yokmuş :) Elin Floransa’sında herkes siestadayken kaldım böyle ıslacık derken Kebapçı imdadıma yetişti… Serkan, Yıldız Makinada okuyormuş ve Erasmusla Floransa’ya gelmiş gelince de burada Türk Kebapçısı’nda çalışmaya başlamış. Sağolsun içli köfteden İskender’e kadar bir ikram bir ikram ama tek lokma yemedim… Floransa’ya gelip kebap yiyecek halim yok herhalde:)

Alışverişten bahsetmiyorum…Floransa’da kazıklandım da ondan. Oldum olası satıcıların dediklerine inanmışımdır zaten… Hep mi beni bulurlar, ya da yüzümde ne fiyat söylersen inanır ifadesi mi var anlamadım ki… Gerçi pazarlık yapsan da adamlar anlamıyor ki çünkü İngilizce bilmiyorlar bağıra bağıra konuşuyorlar yok derseniz yandınız bütün gün o arkada siz önde gezersiniz artık:)

Karnınızı doyurduktan sonra, akşam üzeri mesela, Arno’nun kıyısında yürüyün, yürürken de aklınıza bir ben geleyim…

Italya fotoğrafları için tıklayınız

Share this nice post:
© www.gezihane.com Tüm Haklar Saklıdır

3 Responses to “Floransa”

  1. blackmore Says:

    Eğer bu kadar tarih bana fazla diyenlerdenseniz, floransanın sokaklarında herhangi bir köşebaşından kiralayabileceğiniz bisikletinizle hızlı bir tur atabilir. Sonra da otobüse atlayıp yarım saat mesafedeki Pisa’ ya gidebilirsiniz. Pisayı da hızlı geçtikten sonra, kendinizi Akdenizin sularına bırakmanızı kimse engelleyemez…

  2. S.D. Says:

    Roma Floransa Napoli üçlemesini nerdeyse karış karış gezdim ama Pisa nedense beni pek çekmedi…

  3. gora Says:

    Akdenizin en güzel suları Türkiyede, ardından da İspanyada… İtalya 3. olabilir en fazla.