Roma

RomaGecesinde kat kat kaldırıp ona iyice sarınıp yatın; gündüzünde matruşkalar gibi içinden bir sürü şehir geçen Roma’nın tadına varın… Roma’ya gitmek! Havasından mı, suyundan mı yoksa Totti’den mi bilmem ama daha gitmeden heycanlandırıyor bu şehir insanı. Uçak saatinizi giderken sabaha karşı, dönerken gece yarısından sonra alın derim size… Günün ilk ışıklarında yemyeşil olan ve gece ışıl ışıl yanan Roma’yı yukarıdan izlemek o kadar keyifli ki! Adım attığınız her yer sizi şaşkına çeviriyor bu şehirde. Aslında doğrusunu söylemek gerekirse hiç de öyle sanat tarihine, tablolara, bilmem kaçıncı yüzyıldan kalma kiliselerin yapısına meraklı değilim. Ama yemyeşil renklerin içine gömülmüş adım başı yüzlerce sene öncesinden kalma yapı görünce zeehh bir de mühendis olunca hayretim bir kat daha artıyor…-dönsem mi acaba mesleğime? 🙂 –  Roma’da geçen tüm hikayeler, şehir içinde şehir olan Vatikan’ın serveti, Forum’un zamana meydan okuyuşu, İspanyol Meridvenleri, Aşk Çeşmesi bir yana, sadece filmlerde gördüğüm o meşhur gladyatör savaşlarının olduğu Colosseum bir yana…

“Neredeyim ben” dedirten bir şehir Roma… Sokak sokak, cadde cadde gezmelisiniz. Asla metroyu, otobüsü, öyle lux restaurant larda yemek yemeği, pahallı şaraplar içip gece kulüplerinde eğlenmeyi tercih etmeyin derim ben. Bir harita, pizza house lardan alacağınız bir dilim pizza bu şehirde keyfinize keyif katmak için yeter de artar? Enteresan bir şehir. 50 yıllık bir binayı şeir merkezinde görmeniz mümkün değil. En yenileri ben diyeyim 100 yıl siz deyin 200 yıllık. Trevi tarafındaki cafelerden birine oturup dünyanın en güzel espressosunu yudumlarken –inanın en kötü espressosu bile hayatınızda içtiğiniz en güzel espresso olacak- mutlu olmak adına Romalılardan öğrenecek çok şeyiniz olduğunu anlayacaksınız. Kahve kokusu karışmış bu şehrin havasında sanki herkes mutlu, sanki herkes aşık… Zaten çift olmayanlar da Ray Ban gözlükleri,

çift düğme yakalı beyaz gömlekleri, siyah keten ceketleri blue jeanleri ve hiç bilmediğiniz İtalyanca kelimeleri ile size kur yapıyor? Ben derim ki, en iyisi tüm duyularınızı ve duygularınızı şehrin size sunduğu hazların içine daldırın ve sarhoş olun. Bırakın Roma, likörün pastanın içine işlemesi gibi sinsin hücrelerinize. Aman yine de fazla yüz göz olmadan önce mutlaka sert bir kahve daha için ki oralarda başınız dönmesin?

Her yeri anlatamasam da anlatmazsam çatlayacağım dediğim yerler var…Başlayalım bakalım. Roma’ya gidip de Colosseum’u görmediyseniz başınızı vuracak bir duvar arayın. Kitaplarda nasıl gördüyseniz aynen öyle… en kötü fotograf makinası ile bile çekseniz resmini, elips görünümünü ve o ihtişamını görüyorsunuz. Roma’da evlenecekler evlenmeden önce mutlaka buraya düğünden önce geliyor… Hele ki mevsim baharsa etrafta fotograf çektiren bir sürü gelin damat görebilirsiniz. Etrafta turistler, gelin-damatlar ve bir de yüzyıllar öncesinin Romalı askerlerini görebilirsiniz. Önce sizi gözlerine kestiriyorlar sonra elinizden tutup Afrodit tacını takıp tahta oturuyorlar sonra da fotografınızı çekip 10€’nuzu alıyorlar? Colesseum’un içine girmek için epeyce bir sıra beklemelisiniz… bu nasıl bir manzaradır… galdyatör savaşları, vahşi hayvanlar önüne atılan suçlular bir anda gözünüzün önüne geliyor, irkiliyorsunuz… kimbilir 50.000 kişilik bu devasa stadyum neler neler gördü… işte tam o sırada asansörün kapısı açılıyor… 40 metre yüksekliğinde olunca Romalılar işin kolayını bulup geçtiğimiz yıllarda buraya içten bir asansör yaptırmış. –Laf aramızda biraz tembel bir memleket vesselam-

Bir de Forum var. 900 yılda tamamlanabilmiş, Cumhuriyet döneminden 4. yüzyıla kadar eski Roma’nın ticaret, politika ve din merkezi olmuş Forum. Rönesans döneminde yeniden can verilmiş ve mekân ressamlara, mimarlara ilham vermiş. 18. yüzyıldan beri kazı kazı bitirememişler burayı; o yüzden Forum’a gittiğinizde etrafta dolaşan kir pas içinde arkeologlar görürseniz şaşırmayın. Kolezyum’dan ilerleyince karşınıza gelecek meydandan Forum’a girebilirsiniz. Forum sütunları arasından geçerken mesela şöyle beyaz, üfür üfür keten bir şeyler olsa…

Hazır hayallere dalmışken Trevi Çeşmesi’ne gelelim. Trevi ve İspanyol merdivenleri buram buram aşk kokuyor. Dünyanın en güzel çeşmesi ukalalık yapmıyorum; bilmiyorsanız gider görürsünüz ? Hem biz severiz hurafeleri. Derler ki, çeşmeye sırtınızı dönüp bozuk para atar ve içinde aşk olan bir dilek tutarsanız ve çeşmeyi tutturursanız, bu Roma’ya tekrar geleceğinize bu sefer sevgilinizle geleceğinize bir işaretmiş.

Trevi’den ileri yürüyüp bütün ara sokakları ezberleyip İspanyol Merdienlerine gelelim… Ohhh yaa… Ne güzel Roma’da İstanbullu olup Romalıymış gibi davranmak. Merdivenlerin en üstüne çıktığınızda –ki buralara kadar gelmişken çıkın bi zahmet- muhteşem bir şehir manzarası ile  karşılaşacaksınız. İspanyol merdivenlerinin sağ tarafına doğru uzanan cadde Via Del Condotti. Yani şu meşhurrr alışveriş caddesi. Eğer siz de benim gibi sırtınıza çantanızı takıp sadece şehri ve insanları yaşamak için geldiyseniz buraya sakın fazlaca yaklaşmayın vitrinlere içi beni dışı sizi yakar?

Panteon’dan tutun Emmanuel’e, Vatikan’dan Piazza’ya bu yazı bitmez.

Gece boyunca sokaklardaki eğlenceleri, dansları, baharda havai fişek gösterileri, sokakları, aşkı ile Roma… Yapın, edin, görün, dokunun, zevk alın, eğlenin ama mutlaka Roma’ya gidin.  anlatırken benim de tekrar göresim geldi. O kadar para attık Trevi’ye… eğer doğruysa 3 vakte kadar yol görünüyor ?

Italya fotoğrafları için tıklayınız

Share this nice post:
© www.gezihane.com Tüm Haklar Saklıdır

2 Responses to “Roma”

  1. aydora ersoy Says:

    rrrrrrrrrrrrrrrrooooooooooooooooooooooooooommmmmmmmmmmmmmmmmmmmmaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa için ölürüm

  2. aydora ersoy Says:

    roma hayallerim büyük herkesten roma için ölmek istenirr

Leave a Reply