Heybeliada

HeybeliadaPrens Adaları’nın prensesi, Heybeliada… İstanbul’un yanında, insanın istediği her an kaçıp, hafta sonları ailece piknik yapılabileceği, yüzüp, trekking yapıp, bisiklet kullanabileceği bir komşudur. Doğasını, tarihini keşfetme şansı veren, keşfederken bir yanda siyasi olarak neden bu kadar önemli olduğunu da düşündürebilen; sahildeki balıkçılarda yemek yiyip, vapurun son düdüğü eşliğinde çayınızı yudumlayarak güneşin denizle buluşmasını izleyebileceğiniz; bir hafta sonu hatta belki tüm bir hafta konaklanabilecek, İstanbul’a yakın ama havasıyla, deniziyle, yemyeşil doğası, bol oksijeni, araçsız, gürültüsüz sokakları ve sıcacık insanları ile aslında bir o kadar da uzak bir köşedir Heybeliada. 

İstanbul’un adaları içinde Heybeliada’nın yeri özel olmuştur  her daim bende. Babamın askerliğinin oldukça uzun bir bölümünü burada yapmasından dolayı, çocukluğumdan beri adaya her gidişimde, yakınından her geçişimizde veya babamın askerlikle ilgili her anısını dinleyişimde Heybeliada’nın tarihini, doğal güzelliklerini, manastırı, değirmen burnunu, aşıklar tepesini tekrar öğrenirim. Heybeliada’da sürekli kalmamama rağmen neredeyse her yerini karış karış bilirim desem sanırım abartmış olmam. 

Heybeliada’ya gelince, iskeleden çıktığınızda hemen sol tarafınızda Deniz Lisesi karşılar sizi. Deniz Lisesi, Heybeliada denince ilk akla gelen yerlerdendir sanırım, tabii haklı bir sebebi de yok değil bunun. 1773’te Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa’nın ön ayak olmasıyla Mühendishane olarak kurulmuş okul, o zaman Kasımpaşa’daymış. Zamanla büyümüş, ihtiyaca göre yeni binalar da eklenmiş, öğrenci sayısı artınca Heybeliada’ya taşınması 1834 yılında olmuş. Tanzimat ile birlikte yenilenmiş Mekteb-i Bahriye-i Şahane adını almış. Osmanlı Tarihi’ni bilenler bilir, Osmanlılar bir yere kolay kolay Şahane adı vermez. Eski Deniz Harp Okulu’nun, şu anki Deniz Lisesi’nin özel olmasını anlamak için en büyük göstergelerden biri de budur bence. 

İskele’nin sol tarafında Deniz Lisesi, sağ tarafında çay bahçeleri, balıkçılar, restaurantlar vardır. Düz ilerlediğinizde iskelenin hemen arkasındaki sokakta  çarşı, fırın, pastane, manav devam eder. Yine bu sokakta adaya gelenlerin gezmekte çok kullandığı bisiklet kiralayıcılarını da bulabilirsiniz. Eğer adayı kendi gönlümce gezmek istiyorum, adada bir hayli çok olan yokuşları da çıkarım kendime güveniyorum, kondisyonum da iyi derseniz günübirlik gezi için bisiklet adadaki en ideal ulaşım aracı diyebilirim. Yalnız bisiklet kiralarken küçük bir tavsiye; kiralayacağınız bisiklete sadece bakıp kiralamayın önce küçük bir sürüş testi yapın, malum ada yolları… hem performansı iyi, sizi yolda bırakmayacak, hem de size göre rahat olanını seçmek gerekir. 

İstanbul adalarının Büyükada’dan sonra ikinci büyüğü olan Heybeliada, adını kendi tepelerinin şeklinden almış, heybeye benzediğinden Heybeliada kalmış adı fakat yüzyıllar içinde Demonisos, Demonese, Khalki, Khalkitis gibi farklı isimlerle anılmış. Rumca bakır anlamına gelen Halky (Halki) adı bunların en çok bilineni. Şuan Çam Limanı olan bölgede, eskiden çıkarılan Bakır madeni’nden dolayı bu adı almış. Hatta bir rivayete göre meşhur Apollon Heykeli buradan çıkan bakırla yapılmış. 

Heybeliada’nın tarihi hakkında, birkaç rivayet var. Bir rivayete göre diğer İstanbul adalarıyla birlikte M.S. 569’da dönemin İmparatoru’nun bu tarihlerde adalara manastır ve saraylar yaptırması ile adalarda yerleşim başlamış. İkinci bir rivayete göre ise M.S. 8. yüzyılın sonlarında adada ilk manastır yapılmış ve yerleşim başlamış. Osmanlı’ya geçişi İstanbul’un fethedildiği 1453 yılında Kaptan-ı Derya Baltaoğlu Süleyman Bey tarafından olmuş. 

Heybeliada’ya geldiğinizde, bisiklet kiralama yanında, faytonu da tercih edebilirsiniz. İskelenin sağ tarafına doğru ilerleyince, müşterilerini bekleyen faytoncuları  görürsünüz. Büyük tur ve küçük tur şeklinde iki seçenek var. Büyük tur biraz uzun, 1 saate yakın sürüyor ve adanın etrafındaki bütün yeşil alanları görebiliyorsunuz, hatta büyük çoğunluğu yeşil alanlar. Aşıklar turu da denen Küçük tur yaklaşık 25 dk. gibi. Fayton turunda, ara ara faytoncuyu durdurup etrafı iyice izleyin, hızlıca sizi gezdirmesin, keyfine vara vara, sefasını süre süre Heybeliada’nın tadını çıkarabilirsiniz çünkü. Özellikle Değirmen burnundaki manzaranın tadına varın. Bu gezinti sırasında çok hoş manzara ve doğa fotoğrafları yakalayabilirsiniz, bu yüzden fotoğraf makinenizi yanınıza almayı unutmayın. Ayrıca faytonla, biraz da sizin pazarlık gücünüze bağlı olarak küçük tur fiyatına büyük tur da yapma şansınız da olabilir, benden söylemesi 🙂 

Heybeliada hem doğa hem de tarih olarak çok zengin, gezilip görülecek çok yeri var. Deniz Lisesi’nden yukarı doğru çıkan yokuşta ilerlerseniz, adanın güneyinde Çam Limanı’nın arkasındaki, limana bakan tepede bulunan Sanatoryum’a gelirsiniz.  Heybeliada’nın simgelerinden olan Sanatoryum, Türkiye’nin ilk verem hastanesi. 1924’te Atatürk’ün talimatıyla açılan ve daha sonra genişletilen Sanatoryum; temiz havası, iyi bakımı ile İsmet İnönü, Rıfat Ilgaz gibi birçok ünlüyü de misafir etmiş, fakat 1980 sonrası devlet desteği kesilmiş ve ayakta durması zorlaşarak, 2005’te kapatılmış. 

Çam Limanı’nda denize girebilme şansınız var fakat özellikle hafta sonları çok kalabalık olduğunu söylemem gerekiyor.  Eğer tekneniz varsa yada tekne ile adaya gelme şansınız varsa kesinlikle Çam Limanında güneşin batışını izlemenizi hatta bu koyda bir gece de olsa konaklamalısınız.

Sanatoryum’dan sonra Çam Limanı Yolu’nda ilerlerseniz, sağ tarafta kıyıya yakın Sağlık Bakanlığı’nın Heybeliada Dinlenme Tesisi kalır. Yine sol taraftan, yerleşimin olmadığı Alp Görüngen Yolu’ndan ilerleyince Terk-i Dünya’ya ulaşırsınız. Burası, adından da anlaşılacağı gibi 1859’da dünya hayatını terk etmek için adaya gelen bir keşiş tarafından yapılmış küçük bir evdi aslında.  Ortodoks olan keşiş öldükten sonra buraya onun adıyla anılan Aya Spridon Manastırı ve Terk-i Dünya adlı bir kilise yapılmış. 

Çam Limanı’ndan, adanın yukarı kesimine doğru ilerlerken yürüyorsanız yada bisikletinizleyseniz biraz zorlanacaksınız, biraz uzun bir yol burası ama adayı keşfetmek, müthiş fotoğraflar çekmek için çok hoş bir tur olacak bu inanın. Sol tarafınızda Askeri Misafirhane’yi görünce adanın merkezine ve yerleşim alanlarına yaklaştığınızı anlayabilirsiniz. Buradan Refah Şehitleri Caddesi’ne çıkarsınız. Bu cadde adanın en popüler caddelerinden biri, adanın en güzel oteli diyebileceğim 1858’de açılan Halki Palace Otel’i ve tarihi köşklerinin olduğu bir cadde.

Adalar’ın köşkleri ünlüdür ama Heybeliada’nınkiler daha bir ünlüdür. Önünden geçerken, kendisine ve tarihine hayran kaldığınız birçok köşk olsa da bazıları içinde yaşayanlardan dolayı daha özel tabii ki. Bunlardan biri adı daha çok İnönü Evi olarak bilinen, Atatürk’ün de bir süre kaldığı Mavromatis Köşkü. Köşk, 19. yüzyılda yapılmış 1934 yılında ise İsmet İnönü’nün olmuş. Şuanda da müze olarak kullanılmakta olan bu köşk, Refah Şehitleri Caddesi’nde. Köşk ile ilgili bir ayrıntı da Heybeliada‘da ilk jeneratörün bu evde kullanılmış olması.  

Yine bu caddede sayılan, Demirtaş Sokak’ta ünlü Edebiyatçı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın evi görülmeye değer. Lise’de Edebiyat’ı çok sevdiğim için hemen her yazarın, şairin genel özelliklerini, hangi edebi akımlardan etkilendiği hakkında genel bir bilgim vardır diyebilirim. Sokak dilini romanlarına taşıyan, mizah ustası, natüralist bir yazar olduğunu bildiğim ve romanlarının bazılarını da okuduğum Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın evini ilk gördüğümde o ünlü romanındaki “Gulyabani” canlanmıştı gözümde 🙂 Hatta bu romanı Hüseyin Rahmi’nin bu köşkte yazdığını sanıyorum 🙂

Ayrıca adada ki Lise de adını Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan almıştır.  

Ada turuna Refah Şehitleri Caddesi’nden içeri girmeden devam ettiğinizde, solda Kayıkhane’yi görürsünüz. Bu yol ve ilersi adanın en güzel manzarasına sahip yoludur belki. Heybeliada Su Sporları Kulübü de buradadır. 1984 yılında kurulmuş kulüp. Sutopu, yüzme ve yelken sporları yapılıyor. Eğer adaya sık sık geliyorum diyorsanız, dışarıdan da üye olabilirsiniz kulübe. Hoş bir ortam var. Adanın bu kısmı meşhur “Değirmen Burnu”.    

Değirmen Burnu’na boşuna bu adı vermemişler. Buradaki değirmenden dolayı bu ad verilmiş. Bir rivayete göre adada Ruhban Okulu açık olduğu zamanlarda, okul kendi ihtiyacını, çevrede ektikleri buğdaydan kullanıp bu değirmende de öğütüyorlarmış, Atatürk zamanında ise bu bölgeler kendisinin emri ile yeşil alana dönüştürülmüş. Buraya adını veren değirmeni şuan bakımsız ve pek iyi durumda olmamasına rağmen görmenizi tavsiye ederim. Değirmen Burnu’nda plaj ve piknik yeri var. Orman içinde piknik yapılabilecek, dinlenip, güzel zamanlar geçirilebilecek, temiz havası, çam ağaçları ve manzarasıyla İstanbul’un en güzel mesire yerlerinden biri burası. Dört bin kişi kapasiteli olup, içinde piknik masaları yanında, kır gazinosu ve manzara seyir tesisleri var. Girişin ücretli olduğunu da belirtmeliyim. Girişte parayı alan görevliler piknik yapmayacağız, dolaşıp diğer tarafa geçeceğiz deseniz de buraya ücretsiz giriş yok. Alt yolları kullanmanız gerekir. 

Yazımın başından itibaren adanın tarihi anlamda önemini vurgulamaya çalıştım aslında. Babamın askerliğini burada yaptığını yazmıştım. Ada’da bulunduğu dönem, siyasi tarih manasında da en hareketli dönemlerden biri. Bu konuda Heybeliada’nın belki de simgesi olup, onu dünyaya tanıtmış olan ve babamdan dinlediklerim arasında açıkçası en ilgimi çeken, siyasi anlamda da her zaman gündemde olan Ruhban Okulu ve Manastır’dır. Baba – kız bu kadar tarih aşığı olunca, meraklarımız da böyle oluyor. Burada gezginler için yazıyoruz malum, öyle siyasi konulara falan girmeyeceğim tabii ama gidip görenlerin ve göreceklerin de bir fikri olsun sebebinden küçük bir tarihçe vereceğim sadece. 

Değirmen Burnu’na yakın, adanın kuzeybatısında kalan Papaz Dağı da denen yerde Ümit Tepesi‘nde bulunan Aya Triada Manastırı 9.yüzyılda kurulmuş. Manastırın, Ruhban Okulu olarak eğitim vermesi, 1844 yılında Manastır bünyesinde, Abdülmecid’in izni ile din adamı yetiştirmek üzere başlıyor. 1971 yılında da dönemin şartlarından dolayı Anayasa Mahkemesi tarafından tüm okullara devlet denetimi şartı getirilince, bu şart kabul edilmediği için kapatılıyor. Bu tarihten sonra Heybeliada Özel Rum Erkek Lisesi olarak eğitime devam ediyor. Bugünkü durumu da, kapatıldığı zamandan pek farklı değil; hala açılamamsının sebebi Devlet denetiminin Patrikhane tarafından istenmemesi.  

Yalnız adaya gelip Ruhban Okulunu da ziyaret edeyim gelmişken diyemiyorsunuz çünkü Ruhban Okulu’na giriş özel izinle oluyor. Burayı illaki de göreyim derseniz özel izini buraya yapılan bazı turlar alıyorlar. Bu şekilde gezebilirsiniz. Bir de elyazması birçok kitabın ve bir de İncil’in olduğu bir de kütüphanesi var okulun. 

Aya Trida Manastırı Heybeliada’nın en farkedilir yapılarından biri. Yeri itibarıyla da adanın çam ormanları içindeki en güzel yerlerinden birinde. Manastırın çevresinde de eski Rum Patrikleri’nin de mezarlarının olduğu mezarlık var.    

Heybeliada‘da görülebilecek diğer bir kilise ise, Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi. Bu kilise Değirmen Burnu’ndan inip, Fayton Parkı’nı geçtikten sonra, sahile yakın, İşgüzar Sokağı’nın başında. Burası da 1850’li yıllarda Nikola adlı Ortodoks Papaz adına yapılmış. 

Şuan kapalı bulunan Aya Yorgi Manastırı da askeri alan içinde bulunmakta. Aya Yorgi’den başka, Deniz Kuvvetleri’ne ait arazinin içinde bulunan 1400’lü yılların ortalarında yapılmış Hagia Panaghia Kamariotissa Kilisesi de vardır. Bu kilisenin özelliği, burada Bizanslılar tarafından yaptırılmış son kilise olması ayrıca yıkıntılarında İoannes Palaiologos’un adı geçen bir kitabe bulunmuş.

Adadaki bütün kilise ve manastırlar, 1894’teki büyük İstanbul depreminde zarar görmüş hatta birçoğu neredeyse tamamen yapılmış. Bu zarar gören yapılar, zamanın padişahı II. Abdülhamid’den izin alınarak onarılmış veya tekrar yapılmış.        

Birçok yapı var adada, hepsi de tarihi olan ama sadece bu değil tabii neredeyse hepsinin de kendine özgü bir özelliği var. Bunlardan biri de şuan Deniz Kuvvetleri’ne ait arazinin içinde bulunan 1400’lü yılların ortalarında yapılmış Hagia Panaghia Kamariotissa Kilisesi. Bu kilisenin özelliği, burada Bizanslılar tarafından yaptırılmış son kilise olması ayrıca yıkıntılarında İoannes Palaiologos’un adı geçen bir kitabe bulunmuş. 

Heybeliada’da bu kadar çok kilise, manastır var; cami yok mu diyeceksiniz; evet var ama kiliseler gibi öyle adanın en güzel yerinde heybetli bir yapı değil. Heybeliada Camii; küçük, kendi halinde yerleşim yerlerinin içinde bir cami. Ümit Sokak’ta bulunan cami 1935’te Kazasker Abdülkadir Efendi’nin eşi tarafından yaptırılmış. 

Ada ile ilgili son birkaç not olarak, adanın diğer önemli köşkleri olan kendi adalarıyla anılan sokakta bulunan Abbas Halim Paşa Köşkleri’ni görmenizi tavsiye ederim.

Gelelim en lezzetli tarafına adanın. Ada’da bu kadar gezip, acıkınca ne yenir? İskelenin önünde restaurant ve çay bahçeleri sıralanmış durumda hemen hepsi balıklarında iddialı, birini seçebilirsiniz. Mavi Restaurant, Başak’s, Halki bazıları. Özellikle Mavi’nin zeytinyağlıları güzel.

Ve… Heybeliada’ya gidipte Tadım Dondurmacısı’ndan dondurma yemeden dönmeyin. Özellikle sakızlı dondurması meşhur. Tadım Dondurmacısı’ndan dondurmayı elinize alırken ustanın size bakarak söylediği sizin karakterinizden sizi gördüğü sürede, sizle ilgili söylediği mani, özlü söz arası birkaç cümle duyacaksınız. Bu da ayrı bir güzelliği dondurmacının. Bana ve eşime söyledikleri çok doğruydu bu arada 🙂 

Mevsim olarak, adalara gitmek için en iyi zaman ilkbahar ve yaz. Eğer günübirlik bir ada turu planlıyorsanız sabah erken bir saatte yola çıkmanız gerekiyor ki adaların havasını iyice teneffüs edebilin. Sirkeci’den ve Bostancı’dan kalkan şehir hatları vapur seferleriyle vapurda deniz havası ala ala; Kabataş’tan kalkan deniz otobüsleriyle hızlıca veya İstanbul’un birçok noktasından kalkan özel motorlarla Heybeliada’ya ulaşabilirsiniz. Fakat hafta sonu özellikle de Pazar günleri adaların oldukça kalabalık olduğunu söylemem gerekiyor. 

Heybeliada’dan

–         Değirmen Burnu’nu görmeden,

–         Çam Limanı’na gitmeden,

–         Bisiklete ya da faytona binmeden,

–         Sanatoryum’u, Deniz Lisesi’ni görmeden,

–         Konaklayacaksanız Halki Palace’ta kalmadan,

–         Ruhban Okulu’nun tarihini öğrenmeden,

–         Kilise ve Manastırları görmeden,

–         Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, İsmet İnönü’nün müze evlerini gezmeden,

–         Adanın birbirinden güzel fotoğraflarını çekmeden,

–         İskele çevresindeki restaurantlarda balık yemeden,

–         Tadım Dondurmacısı’nda sakızlı dondurmanın tadına bakmadan 

gelmeyin… 

Her mevsimi ayrı güzel, her mehtabı seyredilesi… Adına şarkılar yazılmış İstanbul’un güzel kızı… Prens Adaları’nın nazlı prensesi Heybeliada…

Share this nice post:
© www.gezihane.com Tüm Haklar Saklıdır

9 Responses to “Heybeliada”

  1. sanem Says:

    giriş 2,50 tl ücreti varmış doğrumu

  2. admin Says:

    Değirmen Burnu’na giriş paralı, hatta gezmek için oradan geçecek olsanız bile ücret alınıyor. Onun dışında tabii yer olarak özel mekanlar hariç bir ücret yok.

  3. Adalı Says:

    Hayır paralı degil, bazı gruplar orda illegal bi şekilde turistlerden para alıyorlar, yolu kullanmak için gectiniz takdirde zaten istemiorlar, yolu kullanıcaz diyip girdikten sora istediginizi yapabilirsiniz

  4. BeTüL Says:

    adada mangal kiranabiliyormu?

  5. burak Says:

    Evet, marketlerin restoranların olduğu iskelenin arkasındaki yolda uygun fiyata kiralık bisiklet bulunuyor. Yalnız aman dikkat, benim gibi “hah bisikletçinin yanında market de var, gerekenleri şuradan alıvereyim” deyip adımınızı Ada Kahvaltı Sarayı isimli marketten içeri atmayın. Öyle bir azıklanırsınız ki, tatiliniz burnunuzdan gelir.

  6. Gulay Says:

    Ne kadar güzel bir Heybeliada anlatımı elinize sağlık.

  7. Çisem Says:

    gerçekten çok bilgilendirici ve kapsamlı bir yazı, teşekkürler..

  8. hidayet Says:

    Anlatım için çok teşekkürler, güzel bir yazı olmuş.
    Pazar günleri çok kalabalık olduğunu yazmışsınız benim merak ettiğim acaba yarın ramazan bayramının birinci günü buna rağmen kalabalık olur mu? 19.08.2012 pazar gitmeyi mi tavsiye edersiniz yoksa bir sonraki gün pazartesi gitmeyi mi, kalabalık olmaması açısından?
    Bugün cevaplarsanız çok minnettar olacağım… 🙂

  9. rana Says:

    heybelide neler yapabilirim adada nelerle karşılaşırım diye düşünürken yazınızı okumak gerçekten çok iyi geldi, böyle tarih kokan huzurlu bir yerde çocukluğunuzu geçirdiğiniz için çok şanslısınız 🙂 teşekkürler

Leave a Reply